Ölüler Ağladığımızı Görür mü?
Vefat eden bir yakının ardından duyulan özlem ve acı, insanı "Acaba şu an beni görüyor mu, üzüldüğümü biliyor mu?" sorusuna götürür. İslam inancına göre ölüm bir yok oluş değil, boyut değiştirmektir (Berzah Âlemi). Bu sebeple ölülerle yaşayanlar arasında manevi bir bağın devam ettiğine inanılır.
Alimlerin cumhuruna (çoğunluğuna) ve sahih hadislere göre; ölüler, hayatta olanların ağlamasını, üzüntüsünü ve ziyaretlerini hissederler. Ancak burada ağlamanın şekli çok önemlidir.
Ölüler Neyi Duyar ve Hisseder?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Bedir Savaşı'nda ölen müşriklere seslenmiş, Hz. Ömer'in "Ölülere mi sesleniyorsun?" sorusuna, "Siz beni onlardan daha iyi duyuyor değilsiniz, fakat onlar cevap veremezler" buyurmuştur.
Ayrıca kabir ziyaretlerinde "Es-selâmü aleyküm yâ ehle'l-kubûr" (Selam size ey kabir halkı) diye selam vermemiz emredilmiştir. Duymayan ve görmeyen birine selam verilmeyeceği mantığından hareketle, alimler ölülerin ziyaretçilerini tanıdığını ve selamlarını aldığını belirtmişlerdir.
Ağlamanın Ölüye Etkisi: Rahmet mi, Eziyet mi?
Burada çok ince bir çizgi vardır. Peygamberimiz, oğlu İbrahim vefat ettiğinde sessizce ağlamış ve gözyaşı dökmüştür. Bu, "rahmet gözyaşı"dır ve ölüye bir zararı yoktur, aksine sevginin işaretidir. Ölü bu sevgiyi hisseder.
Ancak; bağırıp çağırarak, üstünü başını yırtarak, kadere isyan ederek ağlamak (buna "Niyaha" denir) dinen yasaklanmıştır. Hadis-i şerifte, "Ölü, ailesinin kendisi için (feryat figan) ağlamasından dolayı azap duyar (üzülür, sıkıntıya girer)" buyrulmuştur. Buradaki azap, ölünün o durumdan manevi olarak rahatsız olması ve üzülmesidir.
Sonuç Olarak
Vefat eden yakınlarımız bizim halimizi bilir, ağladığımızı ve üzüldüğümüzü hissederler. Onları sevindirmek istiyorsak, sadece ağlamak yerine arkalarından;
- Bol bol dua etmeli (Fatiha, Yasin okumalı),
- Onların adına sadaka vermeli,
- Hayır hasenat yapmalıyız.
Çünkü kabirdeki bir kimse için en büyük hediye gözyaşı değil, gönderilen dualardır.
